7 Mayıs 2020 Perşembe

Tanrı İntihar Etti


Tanrı İntihar Etti 

“..ama Tanrı öldü, onunla birlikte öldüler o günahlar da. Tanrı nerede? Size söyleyeceğim. Öldürdük onu-siz ve ben.’’

Demişti sevgili Nietzsche bir zamanlar, bu sözün yıllar sonra eline kendisi hakkında bir kitap dahi almamış olan herkesin ağzına dolanacağını tahmin etmeden.Kaldı ki ,yanılıyordu. Tanrı ölmüştü evet onu öldüren kişi “siz ve ben” değildik.Tanrı intihar etmişti.Evet, hem de yalnızca var olmak uğruna.

 Var olduğunuzu nasıl anlarsınız? Annenizin karnından hayata isyankar duygularınızla kendinizi yırtarcasına ağlayarak çıktığınız o saniyeden itibaren var olduğunuzu düşünüyorsunuz. Hatta geriye dönüp baktığınızda biraz kafa yoruyor ,annenizin karnında geçirdiğiniz dokuz aylık süreçte de “var “ olduğunuzu söyleyebiliyorsunuz.Peki ya öncesinde? Babanızın spermi ve annenizin yumurtası birleşmeden de var mıydınız? Bu soruya doğru yanıtı bulmak adına belirteçlere ve elle tutulur bir tanıma ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız bir bakıma haklısınız. Ama varlığın genel anlamda yokluğun zıttı olduğunu kabul gören basit bir düşünme biçiminden yola çıkarak siz bir zigot haline gelmeden önce de var olduğunuzu söyleyebiliriz.Annenizin yumurtasında,babanızın milyonlarca sperminin  birinin içinde var olduğunuzun bilincinde olmasanız da “var”dınız. Bir aşama daha geriye gidildiğinde anneniz doğduğu anda bile onun içindeydiniz-çünkü kadınlar yumurtalıklarıyla doğar.Ve anneanneniz doğduğunda da,ve anneannenizin annesi doğduğunda da…

Peki siz ne zaman yoktunuz? Belki de yoktuk ama algılayamıyorduk diyor olabilirsiniz elbette. Tek sorun şu ki olmayan bir şeyin ,olan bir parçası olamaz.Yokluk algılanabilseydi yokluk olmaktan çıkardı.Yokluk var olan bir şey olsaydı adına yokluk denmezdi.Yokluk “yok” olmak zorundaydı çünkü ancak bu şekilde ona yokluk denebilirdi. Bu bakımdan varlığın var olmasının yegâne sebebi yokluğunun olmayışıydı.

Öte yandan diğer bir bağlamda incelendiğinde var olduğumuzdan nasıl emin olabilirdik? Elbette diğer tüm isimleri,kavramların varlığına nasıl kanaat getiriyorsak öyle..karşılaştırarak.

Sizi siz yapan tüm değerleri düşünün. Yardımseverim? Harika. Çok kiloluyum! Olabilir. Zekiyim. Pekâlâ.

Tüm bu kelimelerin çıkış noktasını hiç düşündünüz mü? Analitik ya da fonetik açıdan değil de bu kavramların var oluş aşamasından bahsediyorum.Yardımsever olduğunuzu nasıl anlarsınız örneğin? Ya da kilolu olduğunuzu? Kendine ilk kilolu diyen insan bunu neden demiştir sizce? Elbette diğer insanlarla kendini karşılaştırma yetisine sahip olduğu için.İsimler ,sıfatlar ve diğer tüm kavramlar şüphesiz ki diğer varoluşların  varlığında ortaya çıkan kelimelerdir. Beyinlerimiz farkları algılamak üzere evrimleşmiştir.Hayatta kalmak nesnelerin farkını algılamak ve bu sayede yalnızca ihtiyacın olan nesneyle etkileşmekle beraber hayatta kalma eylemine  zarar verecek her ne ise ondan uzak durmaktır.Bu durum kendini şu şekilde su yüzüne çıkarır: Duyu organlarıyla çevresini algılayan insan örneğin gözleriyle iki varlığı seçer .Gözlerinden gelen sinyaller sayesinde beyin bu varlıkların farklı olduğunu algılar. Beyinde farklılık durumuna uygun düşen kelimeler yer alıyorsa bu durum kendini basit bir söz oyununa bırakır. “Bu daha eski,o daha güzel, şu daha soluk..” Kelimesiz beyinlerde ,örneğin nesnelerin birbirinden farklı isimleri  ya da sıfatları olduğunu henüz öğrenmemiş bir bebekte, iki nesne arasındaki fark aşikar olmasına karşın bunu kendi varlığıyla sözel bir şekilde karşılaştıramayacağından bebek kendini tanımlama yetisinden yoksundur.Bu yüzden bir bebek zeki, zayıf, mutlu ya da üzgün olduğunu bilmez.Bu sıfatları onlara yapıştıran kişi ancak kelimelere sahip  bir dış beyindir.Bir ebeveyn kendi bebeğini diğer bebeklerle karşılaştırıp bu tür yorumlarda bulunabilir.

Kelimeler olmadan karşılaştırma işi sözel ya da yazınsal bir aktivite boyutuna gelmez ama “diğer” in varlığı bir iletişim yolunu zorunlu kılar. Toplum tarafından çok kabul gören bir tutumdur,her canlının kendine özgü bir iletişim becerisinin olması. Bir diğerinin varlığı olduğu sürece iletişim zorunludur ve bu da her zaman bizim anladığımız türde olmasa da isimlerin,sıfatların ve tüm varoluşsal kavramların ortaya çıkmasına neden olur.Örneğin yunuslar sürülerindeki her bir bireye farklı bir sesle hitap ederler.Bu yunusların “diğerleri” ve “ben” bilincinde olduğunun bir kanıtı olmasının yanı sıra , kendi farklılıklarını algılayabildiklerinin de bir  göstergesidir.

İşte bu durumda ortaya çıkan dehşet verici soru şu: tamamen yalnız olsak, var olduğumuzu anlar mıydık? Dahası var olur muyduk?

Olumlu bir cevap veriyor olmanız ihtimal dahilinde.Elbette diyorsunuz,şimdi tüm insanlar  yok olsa ve ben dünyada yalnız kalsam tabi ki var olmaya  devam ederim. Fakat  bahsettiğim bu tür bir yalnızlık değil.Kendi türünüzden hiçbir canlının var olmaması sizin kendinizi başka varlıklarla karşılaştırıp sonuç almanıza engel değildir. Kendinizi maymunlarla karşılaştırıp ,benliğinize “tüysüz” sıfatını yakıştırabilir, yılanları görüp “bacaklı” olduğunuza kanaat getirebilir hatta bitkileri görüp “hareketli” bir canlı olduğunuzu söyleyebilirsiniz. Farklılık dereceleri artsa da karşılaştırma imkanınız hep vardır.  Ayrıyeten bu durum canlılara özgü olmadığı gibi, kendinizi  denizle ve dağlarla karşılaştırıp “küçük” olduğunuzun farkına varmak da bir hayli mümkündür.

Bahsettiğimiz yalnızlık ise nihai tekilliktir.”Varlık” namına var olan tek şeyin siz olduğu bir        - evren demek doğru olmaz- hiçlikte var olduğunuza kanaat getirmenizin bir yolu var mıdır?Başka bir deyişle,bilinciniz algılayabileceği tek bir öteki varlık yokken -zaman ve mekan da buna dahil olmak üzere- kendinizi algılayabilir miydiniz?

Hapishanelerdeki  hücrelerde uzun süre mahkûm kalan,ya da hayatının bir kısmında esir düşmüş insanların bazıları bu dehşeti şu tür sözlerle ifade ederler:

“Hiçbir şey yok gibiydi.Tüm gerçekliğimi yitirmiştim.”

Etrafının dört kara duvarla örtülü olması bile gerçekliğimizi bu kadar çarpıtıyorsa nihai hiçlikte nasıl bir zihne sahip olacağımızı hiç düşündünüz mü?

Başka hiçbir şey olmadan var olabilir misiniz?

Evet olabilirsiniz, fakat tek bir koşulla:aynı zamanda “yok” olmalısınız.

Tanrı diye nitelendirilen kavramın akla ilk gelen özelliği nedir?Dini bir inanca sahip olan olmayan herkes bir tekillikten söz eder.  “Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı. Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı.”     der İncil. Kuran’da ise  “O gökleri ve yeri yoktan var edendir... “ayeti geçer. Başlangıca bilimsel yaklaşan diğer tüm sistemlerde ise Big Bang’den ve her şeyin bir anda yokluktan var olma aşamasına geçmesinden söz edilir. Tanrı tekildir,o varken öncesinde başka hiçbir şey yoktur ve o her şeyi yoktan var etmiştir.Bir diğer açıdan,büyük patlama tektir ve onun sayesinde evren bugünkü halini almıştır.

Çok Tanrı’lı dinler ise Tanrı’yı insana biraz daha yakın görme inancını benimsemişler ve Tanrı’yı genel anlamda tekil olarak tanımlamamış olsalar dahi her çok tanrılı dinde bir baş tanrı ya da tanrıçadan bahsedildiğini de unutmamak gerekir.

Nihai yalnızlık inandığımız ya da inanmadığımız Tanrı’nın bir özelliğidir.Bu özelliği kendimizi onunla karşılaştırdığımız için biliyoruz . İnsan çoktur ve başlangıçtaki tektir.İnsan uydurduğu kelimelerle Tanrı’ya da sıfat yakıştırabilme yetisine sahiptir.

Tanrı ,ya da enerji ya da Big Bang , başlangıçta tekil bir durumdaydı.Yokluğun içindeydi. Sorun şuydu kendisi var ya da yok değildi.Çünkü varlığını ya da yokluğunu karşılaştırabileceği hiçbir şeye sahip değildi. Bilinci var mıydı? Bilincinin olması onun var olması anlamına gelirdi.Bilincinin olmaması ise onu yokluk ve varlık arasında bir duruma sokuyordu.Yok değildi çünkü vardı.Var değildi çünkü yoktu.Bir seçim yapması gerekiyordu.

Tanrı’nın nasıl bir iradeye sahip olduğunu ,bu seçimi nasıl yaptığını, ,ya da ortada gerçekten bir seçim olup olmadığını anlamak maalesef mümkün değil.Çünkü bu bilme hali bizi onun bilincine yönlendirir ve asıl Tanrı vasfına bizim sahip olmamız anlamına gelirdi. Nasıl ki başka bir insanın bilincine sahip olmak o olmak demekse ,Tanrı’nın bilincine sahip olmak için Tanrı olmak gerekirdi.

Yaptığı seçimin öncesini  ve nedenini- bir öncesi ve nedeni varsa tabi- bilmesek de sonuçlarını gözlemleme imkanımız oldu.

Var olduk .Var olan diğer her şey gibi.

Söz ettiğim şey her büyük dinde bahsi geçen klişeleşmiş yaratılış fikri değil.Tanrı bizi yaratırken ortadaki sorun şuydu:kendisi artık Tanrı olamazdı.Çünkü yaratarak yokluktan varlığa bir geçiş yaşamış, Tanrı’yı Tanrı yapan  yokken var-varken yok olma hususiyeti böylelikle sona ermişti.Tanrı artık yok değildi,vardı.Ama var olduğu an Tanrı özelliklerini kaybetmişti.Tanrı ötekini yaratmış,yaratmak için var olması gerektiğinden yokluğundan feragat etmiş,bu da onu  Tanrı vasfından çıkarmıştı.Tanrı yaratmak adına kendini feda etmişti. Yaratan oydu ama artık yaratan yoktu.Tanrı intihar etmişti! Sırf var olmak uğruna.

İlk yaratılanın,ne olduğunun hiçbir önemi yok.O yaratıldığı an Tanrı ‘nın kendini karşılaştıracak bir varlığı olmuş ,bu ona bir isim ve sıfatlar kazandırmış ,ne yazık ki diğer tüm vasıflarını almıştı.Tanrı adını insanları yarattıktan sonra aldıysa da artık Tanrı’lıktan çıkmıştı.Yalnızca vardı.Yokluğunu kaybetmişti ve işte sırf bu yüzden adı Tanrı olsa da kendisi Tanrı değildi.Tanrı ölmüştü,ve bunu kendi iradesiyle yapmıştı. Öyle ki ,bugünden sonra Tanrı adı artık kafamızdaki kavramına karşılık gelmediğinden belki de Tanrı ismini terk etmek yerinde olacaktır.

Peki neden yaratmak istemişti?Neden hem yokluk hem de varlık durumuna sahipken  yalnızca var olmayı seçmiş,ve bu uğurda kendini feda etmişti? Belki de bu soruları cevaplamak  Tanrı için bile mümkün olmadı.Çünkü sorular yaratıldığında Tanrı çoktan ölmüştü.

Ya bundan sonra?

Tanrı bir defada,ilk yaratmada  bizim “her şey”  diye nitelendirdiğimiz şeyi yaratmış olabileceği gibi,yaratılma sırasıyla da gerçekleşmiş olabilir ,burası meçhul. Bildiğimiz bir şey varsa Tanrı bizi yaratırken vasfını kaybetti ve Tanrı olmaktan çıktı. Öte yandan her şeyin var olduğu bir kaynak özelliklerinden feragat ederken var oluş enerjisi ve tüm bu özellikler varlıklara geçer.Bunu daha somut bir örnekten düşünecek olursak bir yazarın yazdığı her kitapta yazardan izler bulunur.Bu fikri,hepimizin içinde Tanrı var gibi popüler bir söyleyişten ziyade ; var olan onun sayesinde var olduğu için var olma eylemi de onu içermelidir , gibi bir sözle özetlemek daha doğru olacaktır.Tanrı kendini de her şeyi de var etmiştir.Tek sorun Tanrı’nın var olması ,artık o olmaması demektir.Çünkü karşılaştırma yapabileceği en küçük bir “öteki” varlık Tanrı’nın kendi bilincine varması ve tümüyle varlığa geçiş yapması sonucu Tanrı vasıflarını yitirmesi anlamına gelir. Diğer her şey var olurken Tanrı ölmüş,hatta belki de yok olmuştur. Belki de şu an yokluk diye nitelendirdiğimiz  ama algılamamızın imkansız olduğu kavram  Tanrı’ya denk geliyordur.Ve belki de Tanrı’nın başlangıçtaki var olma eylemi,aslında sonraki yok olma eylemini gerçekleştirmek adına alınmış bir karardır.

Öyleyse tüm bunlar hesaba katıldığında Budist din öğretilerinde ve pek çok filozofun da hayatlarında gördüğümüz münzevilik,çevreden ve diğer varlıklardan uzaklaşma bir nevi tekilliğe yönelen bir çaba ,bir arayıştır. Kendi içine dönme diye adlandırdığımız felsefi öğretilerin bir çoğunun altında diğer varlıklardan uzaklaşmak,tekilliğe yaklaşmak ve Tanrı’yı bir derece de olsa anlamaya çalışmak ana fikirleri yatar. Var olduğumuz günden beridir nihai amacımız da budur : Tanrı’nın tekilliğine ulaşmak , varlıkla yokluk arasındaki ince çizgiye oturmak.

Öte yandan , ezelden beridir  “var” olan varlıkların Tanrı’nın yokluk ve varlık arasındaki çizgisine ulaşması ne kadar mümkündür? Var olma halinde olan  bir şey zamanla yok olabilir mi?Ya da şu anda yok halinde bulunması ihtimal dahilinde olan Tanrı tekrar var olabilecek mi?

 Daha fantastik bir yaklaşımla şu anda yokluk tarafında bulunan Tanrı’ya ulaşmayı başaran bir varlık olursa ikisinin birleşip tekrardan vasıflarına tam anlamıyla sahip bir Tanrı oluşturması mümkün müdür? Peki Tanrı olmak,ona ulaşmak ,yoklukla varlık arasına girmek hem yokluğun hem de varlığın sonunu getirmez mi?

Ve acaba tüm bu soruların cevabını bulabileceğimiz bir gün gelecek mi?



 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder