O patlama her şeyi değiştirdi.
Tanrı dediğimiz o gücün oyunu muydu ,sadece bir tesadüf
müydü yoksa tümüyle bambaşka bir nedenle mi gerçekleşti ; hiçbir zaman
bilmedik. Bildiğimiz tek şey ‘varlık’ denilen kavramın onun gelmesiyle
oluştuğuydu.
Adına Büyük Patlama denildi.
Yirmilerinde bir genç kızdan farksızdı. Aşıktı. Sevgilisinin
adı Entropiydi. Nam-ı diğer :daha az enerjili düzensizlik hali.Durmaksızın
oluşan bir kaos istiyordu ve bunun için elindeki tüm enerjiyi kullanmaya
hazırdı.
Düşünceleri uyuşan ve birbirlerine gün geçtikçe daha bir
samimiyet beslemeye başlayan yakışıklı Entropi ve güzeller güzeli Büyük patlama
çok geçmeden evlenme kararı aldı ,evlenir evlenmez de bir çocukları oldu:
Doğduğu günden itibaren annesinin izini taşımaya ve babasının az enerjili
düzensizlik isteğini yerine getirmeye ant içmiş gürbüz bir çocuk.
Adını ‘Gelişim’ koydular.
Gelişim ,ayakları üzerinde duracağı yaşa geldiği gün
kendisine söz verdiği üzere çalışmalarına başladı.
Önce hidrojeni helyuma,helyumu lityuma ve bu üçünü küçük yıldızlara dönüştürdü.Yıldızlardan daha büyük
molekülleri yarattı ve sonunda moleküllere ‘canlılık’ denilen bir kavram
bahşetti.
İşte o gün bazı şeyler gerçekten değişti.
Öncesinde ,gözle görülemeyecek bir bakteri kadarken
insanoğlu bugün dünyanın en amansız,en kalabalık ve en çok gelişmiş canlı
grubuna dönüştü.
Gelişimin oğlu ‘İNSAN’
oldu.Gururlu bir büyükanne ve büyükbaba; Büyük Patlama ve Entropi çok
sevinçliydi.Onlara istedikleri tüm yıkımı kargaşayı,düzensizliği hatta
fazlasını getirebilecek bir torunları vardı artık.Bu da yetmezmiş gibi insan,
kadim bir görevi yerine getiriyormuşçasına daha az enerjiyle iş yapmak için
elinden geleni yapıyordu. Daha az çiğnemek için pişiriyor, daha az koşmak için
silah kullanıyor ve daha az mutsuz olmak için akıl almaz oyuncaklar üretiyordu.
Büyük Patlama ailesi için her şey güzel gidiyordu.
Ta ki bir hata meydana gelinceye dek.
Piyasayı ‘sorgulayıcılar’ bastı. Tüm bu yıkım ve şiddete
,aşırı tüketime,daha az enerji çılgınlığına anlam veremeyenler; veremedikçe bugüne
nasıl gelindiğini hatırlamak için belleklerini kurcalayanlar ve bu çabaları da
sonuçsuz kaldığında arkalarını dönerek çekip
giden bir grup.
Gününü dağlarda geçiren Herakleitos ,bir fıçının içinde
yaşayan Diyojen;tüketmeyi ,parçalamayı,yemeyi tamamen bırakan Demonax ya da babasından kalan milyon dolarlık
serveti tereddütsüzce elinin tersiyle iten Wittgenstein.
Kendilerine ‘filozof’ diyorlardı.
Pek çoğu Gelişim ve onun oğlunun bizi nereye götürdüğünü
önceden anlamışlardı. Fakat aynı zamanda biliyorlardı ki tek başlarına bir
şeylerin farkına varmaları bu yaşananları engellemezdi.
Yine pek çoğu sırf bu yüzden,aslında hiç de istemeyerek
topluma yanaştı.Sokrates bir halk adamı,adeta bir siyasetçi gibi savundu
düşüncelerini ;toplumu bu şekilde değiştirmeye,doğruya yönlendirmeye çalıştı.
Yeni gelen bu sorgulayıcı insanlar Büyük Patlama ‘nın hoşuna
gitmemişti.Yasalarına aykırı davranmaları yetmiyormuş gibi filozoflar,onun da
varlığını sorguluyorlardı.Tanrı denilen bir şeyden bahsedenleri vardı- ne saçma
bir isimdi öyle-, gerçekliği ve varlığı tamamen dışlayanlar vardı – atın birine
sarılıp ağlayan şu pos bıyıklı adam mesela- ,en kötüsü de sanki onun varlığı
hiç bilinemezmiş gibi davrananlardı.Kendilerine agnostik diyen kötürüm bir avuç
yaşlı adam.
Büyük Patlama’ya ne cüretle böyle hakaret ediyorlardı!
Yıllarca filozoflar ruhsal ve fiziksel acılarla boğuştular
.Aralarında mental
rahatsızlıklarla,bunalımlarla,yetersiz bedenlerle ve nadir hastalıklarla uğraşmayan bir tanesi bile
yoktu.O zamanlar henüz farkında değillerdi ama tüm bu başlarına gelenler Büyük
Patlama’nın yediği soğuk bir intikam yemeğiydi.
Şanslıydı ki,kendi yarattığı evrende hala aşılmaz bir güce
sahipti.Filozof denilen düşmanları yıllar geçtikçe seyrekleşti; sorgulayanlar
azaldı,Büyük Patlama’nın taraftarları inanılmaz bir artış gösterdi.
Din çoktan yitirilmişti.Bilimin felsefeye karşı olan savaşı
ise ,gün geçtikçe galibini belli ediyordu.
Hayır Gelişim,iyi değildi.Hiçbir zaman iyi olmamıştı. Evet,anne
babasına ve kendisine verdiği sözü yerine getirmişti ama o artık yalnızca yıkım
ve yok oluş anlamına geliyordu.Daha
fazla gelişen daha az gelişeni yeryüzünden siliyor,rakibini eledikten sonra
farkında olmadan kendi yok oluşunu hazırlayarak ortaya kendisinden daha çok
gelişmişini çıkarmak istiyordu.İliklerine kadar bu arzuyu duyuyor, istemsizce
hangi şekilde daha fazla gelişecekse o şekilde hareket ediyordu. Her şey yavaş
yavaş kendini öldürüyordu. Öylesine yavaş ki ne yaptığının bile farkına
varamıyordu.Farkına varanlar olursa,toplum tarafından içgüdüsel olarak asimile ediliyordu.
Gelişim’in oğlu olan insan;farkına varanları : ’zihinsel engelli,obsesif
kompulsif,şizofren ,bipolar’ gibi uyduruk kelimelerle bünyesinden atıyor,geri
dönüşü olmayan bir biçimde dışlananların kaderleri filozoflarınkinden hiç de
farklı olmuyordu.
Kaostan mutlu olan ise yine Büyük Patlama ve ailesiydi.
Sonunda varılacak nokta her neresiyse ,oraya ulaşmaya az
kalmıştı.
Ve her geçen gün bizi sona, bir adım daha yaklaştırıyordu…
……………
J
Şimdi sizi tüm bu metafiziksel tattan biraz uzaklaşarak, saf
felsefenin içine götürmek ve mümkünse de orada bırakmak istiyorum.
Bir halin kronik olarak ‘iyi’ olup olmadığından söz etmek
için öncelikle ‘iyi’ olma halini de
kalıcılaştırmak gerekir. Zamana ve duruma göre değişebilen bir ‘iyi’ tanımı
kendisine şartlanmış olan durumu de haliyle değiştirebilir. Herhangi bir
varlığın durumu ise onunla etkileşime
giren diğer her bir varlık tarafından farklı hissedilebilir.İşin aslı aynı
objeye bakan her suje farklı bir obje görebilir .Özellikle insan ,her şeyin
ölçüsüdür.
Örneğin hayatta her
şeyin durmaksızın değiştiğini savunan Herakleitos’a sorsanız size yalnızca
iyilik tanımının değil Gelişim’in tanımının da sürekli değiştiğini söyleyecek
ve bu bağlamda kendisi,tüm ‘her zaman’ şartlarını reddecektir.Çünkü zaman
değişimin ölçüsüdür ve her şey değişiyorsa herhangi bir durumun ‘her zaman ‘
başka bir durum olma ihtimali tümüyle ortadan kalkacaktır.Eğer duruma bu açıdan
yaklaşsaydık “Gelişim ya da herhangi bir varlık hiçbir zaman için her zaman iyi
değildir çünkü iyilik zamanla değişir.” diyerek konuyu noktalardım.
Fakat şansınıza iş değişim konusuna geldiğinde fanatik bir
Parmenides’çiyim. Zaman gibi değişim de bir yanılsamadan ibarettir diyen bu
adamın haklı olduğu bir nokta varsa o da değişim denilen kavramın bir referans
noktasına ihtiyaç duyduğudur. Herakleitos’a göre her şey değişiyordu .Fakat bir
şeyin değiştiğini sabit bir noktaya bakmadan algılamak ya da hissetmek ne
mümkün! Yanınızda sizinle aynı hızda giden arabayla birlikte hareket
ediyorsanız eğer ,araba size göre duruyormuş gibi görünür. Bize zorunlu bir
değişmeyen nokta,bir referans noktası gereklidir.Belki Herakleitos bu sabit
noktanın zaman olduğunu ve her şeyin ona göre değiştiğini savunabilir,ama bu
durumda da her şeyin ,sonuçta zaman da bir şeydir, değiştiğini ortaya koyan
kendi düşüncesiyle bir çelişki oluşturur.Zaman onun ‘şey’ kavramının dışındaysa
da eğer bu ancak şu anlama gelebilir:Zaman diğer şeylerle ilişkili olmadığından
referans noktası olarak kullanılamaz.
Yeniden Parmenides’e dönecek olursak hiçbir değişimin
yaşanmadığı salt bir evren beraberinde mutlak bir tekillik getirmek zorundadır.Örneğin
domates bir meyveyse,her zaman öyle kalacaktır.Platon bir filozofsa eğer ,bu
sonsuza kadar böyle sürüp gidecektir.Nesnelerin değişime uğramadığı bir yerde
tanımların değişikliğinden de söz edilemez.Yani burada,gelişim iyiyse,her zaman
iyi olmak durumundadır.Kötüyse de her zaman kötüdür.Değişim olmayacağından
sıfatlar değişemez.
Bu iki eski çağ filozofunu şimdilik bir kenara bırakıp klasik
faydacılığı ele alacak olursak :
Yarar sağlayan her şeyin iyi olduğu görüşünü savunabilir ve
gelişimi, yarar sağladığı her şey için tam bir iyilik timsali gibi
gösterebilirdik.
Peki ya gelişim kime göre yararlıydı?
Her değişim ,gelişim değildir.Fakat her gelişim değişerek
elde edilir.Değişim denilen kavram her ne zaman insanın kendisine yarar
sağlayacak yönde ilerlemesine neden olursa,işte o zaman ona gelişim denir.Fakat
gerçekte böyle bir yön var mıdır ?
Yukarıda da anlattığım gibi,evren sonu gelmez bir enerji
azlığı arayışı içindedir.Öyle ki bu çalışmaları öylesine başarılı olmuştur ki
,evrenin içinde bulunabileceği minimum sıcaklık -273 C derece ise şu andaki evrenin boşluktaki sıcaklığı yaklaşık olarak -270 C ölçülmektedir.Bu da
bir yolculuğun sonuna doğru hızla yaklaşmakta olduğumuz güçlü kanıtlarından
biridir.
Evrenin bu isteği üzerine içgüdüsel olarak geliştiğimizi
savunuyorum. Kalbimizin atmaya başladığı ilk andan itibaren son attığı ana
kadar geçen yaklaşık yetmiş yıllık zaman diliminde hep daha iyisi,daha güzeli
için çalışıyoruz.Sürekli ileri doğru gidiyoruz.Hiç durmadan, yetmiş yıllık süreyi
çok uzun varsayarak tüm hayatımızı gelişmeye adıyoruz. Yalnızca bununla da
kalmıyor,yukarıda anlattığım gibi, gelişimi yersiz bulan insanları dünyamızdan
tümden atmak istiyoruz.Cahil olduklarını söylüyor,belki de çok haklı olarak
,köyünde ,çimenlerin içinde ve hayvanlarıyla beraber mutlu mesut yaşamak
isteyen pek çok insana haksızlık ediyoruz.Sonu gelmek bilmeyen bu gelişme hırsı
yüzünden mutsuz oluyor ve tüm yaşam enerjimizi tüketerek,çoğu zaman da içten
bir kahkaha atmayı tamamıyla unutarak,aklımızda hep yapılabilecek daha iyi
şeyler varken bir köşede ölüp gidiyoruz.
Kendi sonunu ve yok oluşunu en ince şekilde işleyen yetmiş
ya da belki de daha az yıllık bir çöp yığını kalıyor geriye.Arkamızda
bıraktıklarımız kendi evlatlarımızın da sonunu getirecek türden şeyler … Toplum
olarak intihar ediyoruz ama çok daha önce tüm gerçeklerin farkına varıp intihar
etmeye kalkışan gençlerden toplum olarak nefret ediyoruz.
Bu yüzden geçin bir anlık için bile iyi olmayı gelişim
ortaya çıktığı ilk günden beri kötü.Ve inanın bana hep de öyle olmaya devam
edecek.
O patlamayla başlayan
her şey bittiğinde biz farkında olanlar,size söylemiştik,demek için burada
olmayacağız.Çok merak ediyorum; susmaktan yorulduğumuzda acaba hangi akıl
hastanesinin koridorlarında öfkeden delirerek ya da hangi hapishanenin yayları
dışarı fırlamış gıcırdayan yatağında tepinerek veda edeceğiz bu hayata?
Çünkü dedim ya evrenin en büyük düşmanlarıyız biz
düşünenler.
Bizi sindirmek için elinden geleni ardına koymayacak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder