7 Mayıs 2020 Perşembe

O Patlama Her Şeyi Değiştirdi


O patlama her şeyi değiştirdi.
Tanrı dediğimiz o gücün oyunu muydu ,sadece bir tesadüf müydü yoksa tümüyle bambaşka bir nedenle mi gerçekleşti ; hiçbir zaman bilmedik. Bildiğimiz tek şey ‘varlık’ denilen kavramın onun gelmesiyle oluştuğuydu.
Adına Büyük Patlama denildi.
Yirmilerinde bir genç kızdan farksızdı. Aşıktı. Sevgilisinin adı Entropiydi. Nam-ı diğer :daha az enerjili düzensizlik hali.Durmaksızın oluşan bir kaos istiyordu ve bunun için elindeki tüm enerjiyi kullanmaya hazırdı.
Düşünceleri uyuşan ve birbirlerine gün geçtikçe daha bir samimiyet beslemeye başlayan yakışıklı Entropi ve güzeller güzeli Büyük patlama çok geçmeden evlenme kararı aldı ,evlenir evlenmez de bir çocukları oldu: Doğduğu günden itibaren annesinin izini taşımaya ve babasının az enerjili düzensizlik isteğini yerine getirmeye ant  içmiş gürbüz bir çocuk.
Adını ‘Gelişim’ koydular.
Gelişim ,ayakları üzerinde duracağı yaşa geldiği gün kendisine söz verdiği üzere çalışmalarına başladı.
Önce hidrojeni helyuma,helyumu  lityuma ve bu üçünü küçük yıldızlara  dönüştürdü.Yıldızlardan daha büyük molekülleri yarattı ve sonunda moleküllere ‘canlılık’ denilen bir kavram bahşetti.
İşte o gün bazı şeyler gerçekten değişti.
Öncesinde ,gözle görülemeyecek bir bakteri kadarken insanoğlu bugün dünyanın en amansız,en kalabalık ve en çok gelişmiş canlı grubuna dönüştü.
Gelişimin oğlu ‘İNSAN’  oldu.Gururlu bir büyükanne ve büyükbaba; Büyük Patlama ve Entropi çok sevinçliydi.Onlara istedikleri tüm yıkımı kargaşayı,düzensizliği hatta fazlasını getirebilecek bir torunları vardı artık.Bu da yetmezmiş gibi insan, kadim bir görevi yerine getiriyormuşçasına daha az enerjiyle iş yapmak için elinden geleni yapıyordu. Daha az çiğnemek için pişiriyor, daha az koşmak için silah kullanıyor ve daha az mutsuz olmak için akıl almaz oyuncaklar üretiyordu.
Büyük Patlama ailesi için her şey güzel gidiyordu.
Ta ki bir hata meydana gelinceye dek.
Piyasayı ‘sorgulayıcılar’ bastı. Tüm bu yıkım ve şiddete ,aşırı tüketime,daha az enerji çılgınlığına anlam veremeyenler; veremedikçe bugüne nasıl gelindiğini hatırlamak için belleklerini kurcalayanlar ve bu çabaları da sonuçsuz kaldığında  arkalarını dönerek çekip giden bir grup.
Gününü dağlarda geçiren Herakleitos ,bir fıçının içinde yaşayan Diyojen;tüketmeyi ,parçalamayı,yemeyi tamamen bırakan Demonax  ya da babasından kalan milyon dolarlık serveti tereddütsüzce elinin tersiyle iten Wittgenstein.
Kendilerine ‘filozof’ diyorlardı.
Pek çoğu Gelişim ve onun oğlunun bizi nereye götürdüğünü önceden anlamışlardı. Fakat aynı zamanda biliyorlardı ki tek başlarına bir şeylerin farkına varmaları bu yaşananları engellemezdi.
Yine pek çoğu sırf bu yüzden,aslında hiç de istemeyerek topluma yanaştı.Sokrates bir halk adamı,adeta bir siyasetçi gibi savundu düşüncelerini ;toplumu bu şekilde değiştirmeye,doğruya yönlendirmeye çalıştı.
Yeni gelen bu sorgulayıcı insanlar Büyük Patlama ‘nın hoşuna gitmemişti.Yasalarına aykırı davranmaları yetmiyormuş gibi filozoflar,onun da varlığını sorguluyorlardı.Tanrı denilen bir şeyden bahsedenleri vardı- ne saçma bir isimdi öyle-, gerçekliği ve varlığı tamamen dışlayanlar vardı – atın birine sarılıp ağlayan şu pos bıyıklı adam mesela- ,en kötüsü de sanki onun varlığı hiç bilinemezmiş gibi davrananlardı.Kendilerine agnostik diyen kötürüm bir avuç yaşlı adam.
Büyük Patlama’ya ne cüretle böyle hakaret ediyorlardı!
Yıllarca filozoflar ruhsal ve fiziksel acılarla boğuştular .Aralarında  mental rahatsızlıklarla,bunalımlarla,yetersiz bedenlerle ve  nadir hastalıklarla uğraşmayan bir tanesi bile yoktu.O zamanlar henüz farkında değillerdi ama tüm bu başlarına gelenler Büyük Patlama’nın yediği soğuk bir intikam yemeğiydi.
Şanslıydı ki,kendi yarattığı evrende hala aşılmaz bir güce sahipti.Filozof denilen düşmanları yıllar geçtikçe seyrekleşti; sorgulayanlar azaldı,Büyük Patlama’nın taraftarları inanılmaz bir artış gösterdi.
Din çoktan yitirilmişti.Bilimin felsefeye karşı olan savaşı ise ,gün geçtikçe galibini belli ediyordu.
Hayır Gelişim,iyi değildi.Hiçbir zaman iyi olmamıştı. Evet,anne babasına ve kendisine verdiği sözü yerine getirmişti ama o artık yalnızca yıkım ve  yok oluş anlamına geliyordu.Daha fazla gelişen daha az gelişeni yeryüzünden siliyor,rakibini eledikten sonra farkında olmadan kendi yok oluşunu hazırlayarak ortaya kendisinden daha çok gelişmişini çıkarmak istiyordu.İliklerine kadar bu arzuyu duyuyor, istemsizce hangi şekilde daha fazla gelişecekse o şekilde hareket ediyordu. Her şey yavaş yavaş kendini öldürüyordu. Öylesine yavaş ki ne yaptığının bile farkına varamıyordu.Farkına varanlar olursa,toplum tarafından  içgüdüsel olarak asimile ediliyordu. Gelişim’in oğlu olan insan;farkına varanları : ’zihinsel engelli,obsesif kompulsif,şizofren ,bipolar’ gibi uyduruk kelimelerle bünyesinden atıyor,geri dönüşü olmayan bir biçimde dışlananların kaderleri filozoflarınkinden hiç de farklı olmuyordu.
Kaostan mutlu olan ise yine Büyük Patlama ve ailesiydi.
Sonunda varılacak nokta her neresiyse ,oraya ulaşmaya az kalmıştı.
Ve her geçen gün bizi sona, bir adım daha yaklaştırıyordu…
                                                                             ……………
                                                                                  J
Şimdi sizi tüm bu metafiziksel tattan biraz uzaklaşarak, saf felsefenin içine götürmek ve mümkünse de orada bırakmak istiyorum.
Bir halin kronik olarak ‘iyi’ olup olmadığından söz etmek için öncelikle  ‘iyi’ olma halini de kalıcılaştırmak gerekir. Zamana ve duruma göre değişebilen bir ‘iyi’ tanımı kendisine şartlanmış olan durumu de haliyle değiştirebilir. Herhangi bir varlığın durumu  ise onunla etkileşime giren diğer her bir varlık tarafından farklı hissedilebilir.İşin aslı aynı objeye bakan her suje farklı bir obje görebilir .Özellikle insan ,her şeyin ölçüsüdür.
Örneğin  hayatta her şeyin durmaksızın değiştiğini savunan Herakleitos’a sorsanız size yalnızca iyilik tanımının değil Gelişim’in tanımının da sürekli değiştiğini söyleyecek ve bu bağlamda kendisi,tüm ‘her zaman’ şartlarını reddecektir.Çünkü zaman değişimin ölçüsüdür ve her şey değişiyorsa herhangi bir durumun ‘her zaman ‘ başka bir durum olma ihtimali tümüyle ortadan kalkacaktır.Eğer duruma bu açıdan yaklaşsaydık “Gelişim ya da herhangi bir varlık hiçbir zaman için her zaman iyi değildir çünkü iyilik zamanla değişir.” diyerek konuyu noktalardım.
Fakat şansınıza iş değişim konusuna geldiğinde fanatik bir Parmenides’çiyim. Zaman gibi değişim de bir yanılsamadan ibarettir diyen bu adamın haklı olduğu bir nokta varsa o da değişim denilen kavramın bir referans noktasına ihtiyaç duyduğudur. Herakleitos’a göre her şey değişiyordu .Fakat bir şeyin değiştiğini sabit bir noktaya bakmadan algılamak ya da hissetmek ne mümkün! Yanınızda sizinle aynı hızda giden arabayla birlikte hareket ediyorsanız eğer ,araba size göre duruyormuş gibi görünür. Bize zorunlu bir değişmeyen nokta,bir referans noktası gereklidir.Belki Herakleitos bu sabit noktanın zaman olduğunu ve her şeyin ona göre değiştiğini savunabilir,ama bu durumda da her şeyin ,sonuçta zaman da bir şeydir, değiştiğini ortaya koyan kendi düşüncesiyle bir çelişki oluşturur.Zaman onun ‘şey’ kavramının dışındaysa da eğer bu ancak şu anlama gelebilir:Zaman diğer şeylerle ilişkili olmadığından referans noktası olarak kullanılamaz.
Yeniden Parmenides’e dönecek olursak hiçbir değişimin yaşanmadığı salt bir evren beraberinde mutlak bir tekillik getirmek zorundadır.Örneğin domates bir meyveyse,her zaman öyle kalacaktır.Platon bir filozofsa eğer ,bu sonsuza kadar böyle sürüp gidecektir.Nesnelerin değişime uğramadığı bir yerde tanımların değişikliğinden de söz edilemez.Yani burada,gelişim iyiyse,her zaman iyi olmak durumundadır.Kötüyse de her zaman kötüdür.Değişim olmayacağından sıfatlar değişemez.
Bu iki eski çağ filozofunu şimdilik bir kenara bırakıp klasik faydacılığı ele alacak olursak : 
Yarar sağlayan her şeyin iyi olduğu görüşünü savunabilir ve gelişimi, yarar sağladığı her şey için tam bir iyilik timsali gibi gösterebilirdik.
Peki ya gelişim kime göre yararlıydı?
Her değişim ,gelişim değildir.Fakat her gelişim değişerek elde edilir.Değişim denilen kavram her ne zaman insanın kendisine yarar sağlayacak yönde ilerlemesine neden olursa,işte o zaman ona gelişim denir.Fakat gerçekte böyle bir yön var mıdır ?
Yukarıda da anlattığım gibi,evren sonu gelmez bir enerji azlığı arayışı içindedir.Öyle ki bu çalışmaları öylesine başarılı olmuştur ki ,evrenin içinde bulunabileceği minimum sıcaklık -273 C derece ise  şu andaki evrenin boşluktaki sıcaklığı  yaklaşık olarak -270 C ölçülmektedir.Bu da bir yolculuğun sonuna doğru hızla yaklaşmakta olduğumuz güçlü kanıtlarından biridir.
Evrenin bu isteği üzerine içgüdüsel olarak geliştiğimizi savunuyorum. Kalbimizin atmaya başladığı ilk andan itibaren son attığı ana kadar geçen yaklaşık yetmiş yıllık zaman diliminde hep daha iyisi,daha güzeli için çalışıyoruz.Sürekli ileri doğru gidiyoruz.Hiç durmadan, yetmiş yıllık süreyi çok uzun varsayarak tüm hayatımızı gelişmeye adıyoruz. Yalnızca bununla da kalmıyor,yukarıda anlattığım gibi, gelişimi yersiz bulan insanları dünyamızdan tümden atmak istiyoruz.Cahil olduklarını söylüyor,belki de çok haklı olarak ,köyünde ,çimenlerin içinde ve hayvanlarıyla beraber mutlu mesut yaşamak isteyen pek çok insana haksızlık ediyoruz.Sonu gelmek bilmeyen bu gelişme hırsı yüzünden mutsuz oluyor ve tüm yaşam enerjimizi tüketerek,çoğu zaman da içten bir kahkaha atmayı tamamıyla unutarak,aklımızda hep yapılabilecek daha iyi şeyler varken bir köşede ölüp gidiyoruz.
Kendi sonunu ve yok oluşunu en ince şekilde işleyen yetmiş ya da belki de daha az yıllık bir çöp yığını kalıyor geriye.Arkamızda bıraktıklarımız kendi evlatlarımızın da sonunu getirecek türden şeyler … Toplum olarak intihar ediyoruz ama çok daha önce tüm gerçeklerin farkına varıp intihar etmeye kalkışan gençlerden toplum olarak nefret ediyoruz.
Bu yüzden geçin bir anlık için bile iyi olmayı gelişim ortaya çıktığı ilk günden beri kötü.Ve inanın bana hep de öyle olmaya devam edecek.
O  patlamayla başlayan her şey bittiğinde biz farkında olanlar,size söylemiştik,demek için burada olmayacağız.Çok merak ediyorum; susmaktan yorulduğumuzda acaba hangi akıl hastanesinin koridorlarında öfkeden delirerek ya da hangi hapishanenin yayları dışarı fırlamış gıcırdayan yatağında tepinerek veda edeceğiz bu hayata?
Çünkü dedim ya evrenin en büyük düşmanlarıyız biz düşünenler.
Bizi sindirmek için elinden geleni ardına koymayacak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder